
10 yılda 17 trilyon dolar harcandı: Sadece 3 teknoloji beklentileri aştı
Bain & Company’nin sürdürülebilirlik raporuna göre, 2015’ten bu yana takip edilen 37 sürdürülebilir teknolojiden yalnızca güneş enerjisi, bataryalar ve elektrikli araçlar beklentilerin üzerinde performans gösterdi. 2025’te sürdürülebilirlik yatırımları 2,4 trilyon dolarla rekor kırarken 10 yılda sürdürülebilir teknolojilere toplam 17 trilyon dolarlık yatırım yapıldı.
Bain & Company’nin “Vizyoner CEO’nun Sürdürülebilirlik Rehberi” raporunun dördüncü sayısına göre, özel şirketler ve hükümetler son 10 yılda sürdürülebilir teknolojilere 17 trilyon dolar gibi rekor düzeyde yatırım yaptı. Ancak bu yatırımların sağladığı ilerleme her alanda aynı hızda gerçekleşmedi. Rapor, sürdürülebilirlik dönüşümünün giderek daha fazla farklılaşmanın yaşandığı yeni bir döneme girdiğine dikkat çekerken, bu ayrışmanın önümüzdeki 10 yılda daha da belirginleşebileceğine işaret ediyor.
Rapora göre 2025 yılında sürdürülebilirlik yatırımları 2,4 trilyon dolarla rekor seviyeye çıktı. Bu yatırımların yüzde 90’ı yeşil enerji, binalar ve mobilite sektörlerinde toplandı. Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 37’sinden sorumlu olan tarım, üretim ve malzemeler ile doğal sermaye alanları ise toplam yatırımların yüzde 10’undan azını alabildi.
Bain’in 2015’ten bu yana takip ettiği 37 sürdürülebilir teknolojiden yalnızca güneş enerjisi, bataryalar ve elektrikli araçlar 10 yıl önceki beklentilerin üzerinde performans gösterdi. Diğer 29 teknoloji ise tahminlerin gerisinde kaldı. Beklentilerin altında kalan teknolojilerde üç kritik unsurdan en az birinin yeterince devreye girmediği görülüyor: Teknoloji, davranış ve politika
Bain & Company Ortaklarından Armando Guastella konuya ilişkin değerlendirmesinde “Tüketiciler sürdürülebilirliği artık yalnızca çevresel bir kavramla sınırlamıyor; sağlık, dayanıklılık ve enerji verimliliği gibi kriterler öne çıkıyor. Yapay zekâ ise bu motivasyonları satın alma anında görünür kılarak karar süreçlerini kökten dönüştürüyor. Etiket okumak ya da uzun araştırmalar yapmak yerine, AI destekli uygulamalar saniyeler içinde doğru bilgiyi sunuyor. Bu dönüşüm, şirketlere benzersiz bir fırsat yaratıyor: tüketicinin gerçek motivasyonunu anlayıp enerji tasarrufu ve sürdürülebilirlik boyutunu öne çıkaran markalar hem çevresel fayda sağlayacak hem de rekabette kalıcı avantaj elde edecek” dedi.
Tüketicilerin yüzde 85’i çevresel kaygı taşıyor
Çevre konusundaki endişeler üç yılın ardından ilk kez yeniden yükseldi. Bain’in ABD, Birleşik Krallık, İtalya, Brezilya ve Endonezya’da 7 bin 500 tüketiciyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, çevresel sürdürülebilirlik konusunda endişe duyanların oranı yüzde 85’e yükseldi. Geçen yıl yüzde 79 olan bu oranla birlikte sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları da yaygınlaştı. En az üç sürdürülebilir alışkanlık benimsediğini belirten tüketicilerin oranı 2023’teki yüzde 73 seviyesinden yüzde 83’e çıktı.
Araştırmaya katılan tüketiciler, sürdürülebilir ürünler için ortalama yüzde 18 daha fazla ödeme yapmaya hazır olduklarını belirtti. Ürünün sağlık açısından da fayda sunması durumunda bu oran yüzde 24’e yükseldi.
Yapay zeka da tüketicilerin alışveriş tercihlerini etkiliyor. Yapay zeka kullanan tüketicilerin yüzde 48’i bu araçlardan daha sürdürülebilir yaşamak için yararlanırken, yüzde 43’ü daha sağlıklı, yüzde 38’i ise daha çevre dostu ürünleri belirlemek amacıyla kullanıyor. Buna karşın tüketicilerin yüzde 68’i daha düşük karbon salımına sahip ürünü doğru belirlemekte zorlanıyor.
İklim riskleri şirketlerin rekabet gücünü etkiliyor
Raporda, iklim değişikliğinin şirketler açısından enerji maliyetleri, tedarik zincirleri ve operasyonel dayanıklılık üzerinde doğrudan etkili olduğu vurgulandı. İklim kaynaklı afetlerin yol açtığı kayıpların her yıl yüzde 5 ila 7 arttığı belirtildi.
Bain’in 12 sektörde yaklaşık 150 bin varlığı incelediği analizine göre, şirketlerin iklim risklerine karşı dayanıklılıklarını artırabilecekleri fırsatlar sektörlere göre değişiyor. Güneş enerjisi tesisleri yeni yatırımlarda dayanıklılık esasına göre tasarlanabilirken, çelik ve çimento gibi sermaye yoğun sektörlerde yenileme fırsatları 25 ila 35 yılda bir ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle doğru zamanda alınmayan kararlar, onlarca yıl sürebilecek yapısal kilitlenmelere yol açabiliyor.
Bain & Company Ortaklarından Onur Candar raporla ilgili değerlendirmesinde “İklim değişikliği artık yalnızca uzun vadeli bir sürdürülebilirlik gündemi değil; enerji arzı, maliyetler, tedarik zincirleri ve operasyonel dayanıklılık açısından doğrudan yönetilmesi gereken bir iş konusu. Güneş, batarya ve elektrikli araçlar gibi bazı teknolojiler enerji dönüşümünde beklentilerin üzerinde ilerlerken, dönüşümün tüm alanlarında aynı ivmeyi görmek mümkün değil. Bu nedenle şirketlerin tek bir teknoloji veya senaryoya odaklanmak yerine enerji dönüşümünün hızını ve iklim risklerinin iş modelleri üzerindeki etkisini birlikte değerlendirmesi gerekiyor” dedi.
Yapay zekanın enerji tüketimine ilişkin algı farklılaşıyor
Bain’in araştırmasına göre yöneticiler, yapay zekanın üç yıl içinde küresel enerji tüketiminin yüzde 11’ini, tüketiciler ise yüzde 19’unu oluşturacağını öngörüyor. Bain’in Intersect iklim-ekonomi modellemesi ise bu payın yaklaşık yüzde 0,7 seviyesinde kalacağını tahmin ediyor. Buna karşılık Bain’in özel IntersectSM iklim-ekonomi modellemesi, yapay zekanın küresel enerji tüketimindeki payının çok daha düşük, yaklaşık yüzde 0,7 seviyesinde olacağını öngörüyor.
Yapay zeka ve sürdürülebilirlik uygulamalarında öncü şirketlerin yüzde 90’ı, yapay zekayı sürdürülebilirlik hedefleri açısından önemli bir fırsat olarak görüyor. Geride kalan şirketlerde ise bu oran geçen yıl yüzde 57 iken bu yıl yüzde 41’e geriledi.
Rapora göre sürdürülebilirlik dönüşümünde avantaj elde etmek isteyen şirketlerin kanıtlanmış fırsatları ölçeklendirmesi, teknolojik gelişmeleri takip etmesi ve iklim risklerine karşı dayanıklılık geliştirmesi gerekiyor.
Sürdürülebilir yapay zeka konusunda yöneticilerin beklentileri farklılaşıyor
Şirketler içinde de sürdürülebilir yapay zeka konusunda farklı önceliklere sahip iki grup ortaya çıkıyor. Sürdürülebilirlik yöneticileri sürdürülebilir yapay zeka için iş gerekçesini oluştururken, iş kararlarını veren liderler ve genel müdürler yatırımların ölçeklendirilmesine odaklanıyor. Ancak iki grubun öncelikleri aynı değil.
Sürdürülebilir yapay zeka yatırımları değerlendirilirken C-seviye yöneticiler ve genel müdürler finansal getiriyi ilk sıraya koyuyor. Sürdürülebilirlik profesyonelleri ise mevzuata uyum ve risk yönetimini önceliklendirirken finansal getiriyi dördüncü sırada değerlendiriyor.
Başka bir ifadeyle, sürdürülebilir yapay zekanın şirket içindeki iş gerekçesi, yatırımların değerlendirilmesi ve finansman kararları üzerindeki etkisi üzerinden ölçeklendiriliyor.
Avrupa sanayisinde “su stresi” artıyor: Büyümeyi frenleyebilir!
