
Türkiye’nin röntgeni: “Hayat Tarzları”
KONDA’nın 2008 yılında başlattığı ve geçtiğimiz yıl beşincisini gerçekleştirdiği “Hayat Tarzları” araştırması kelimenin tam anlamıyla toplumdaki büyük dönüşümün röntgenini çekiyor. Hem metodolojisi hem kapsamı hem de devamlılığıyla dikkat çeken çalışma geride kalan sürede toplumun dönüşümüne ışık tutarken bu dönüşümün gerisindekileri akılcı ve anlamlı içgörülerle sunuyor. Bu dev araştırmanın en güncel çıktılarını KONDA Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Erdem liderliğinde mercek altına aldık…
Bireylere dair veriler ilk önce dijitalleşti, sonra büyüdü, sonra birleşti, sonra tekrar büyüdü. O kadar büyüdü ki kendi aklını ortaya koyar oldu. Adına da yapay zeka dendi. Artık bireyler veya toplumsal kümeler hakkında, dijital ayak izleri üzerinden daha önce hiç bilemeyeceğimiz bulgular ortaya çıkartmak da bu insanları yine bu izlerden geriye dönüp bir tercihe ikna etmek de mümkün oldu. Derdiniz bir lideri sevdirmek veya bir gofreti satın aldırmak olsa bile…
Peki, artık insanlara soru sormaya veya kendi beyanlarına hiç ihtiyaç yok mu veya bu ihtiyaç günün birinde tamamen yok olur mu? Sorunun cevabını veriler ışığında veren Aydın Erdem “Yüzde 2’nin peşinde yüzde 100’e bakmanın önemine” vurgu yapıyor…
Gelin önce “Hayat Tarzları” araştırmasında öne çıkan verilere bakalım, ardından bu verileri Türkiye’de yaygınlaşan espresso bazlı kahve tüketimine bağlayalım. Finalde de Aydın Erdem’den bütüne bakmanın önemini dinleyelim…
Doğal gaz ve bireyselleşme arasında bir bağ olabilir mi?

Toplumsal değerler, hayat tarzları ve dolayısıyla bireylerin tercihleri dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ortaya çıkan durumların ve gelişmelerin karmaşık algoritmasıyla değişiyor. Halbuki iç göç, yaygınlaşan eğitim, kadınların çalışma zorunluluğu, yaşlanan nüfus, sosyal medya ve hatta doğal gazın yaygınlaşması bile bu toplumun yapısını son 30 yılda siyasetten çok daha fazla etkilemiş unsurlar. Sadece 2018’de kalorifersiz ev oranı yüzde 42 idi, bugün yüzde 21. Her 3 hanenin 2’sinde doğal gaz var. Bir gencin evinde ailesinden ayrı bir alanda zaman geçirebilmesinin toplumdaki bireyselleşmeyi nasıl etkileyebileceğini tahmin etmek zor değil.
Her 4 kişiden 3’ü apartmanda yaşıyor

Apartmanda yaşayanların oranı 16 sene içinde yüzde 36’dan yüzde 72’ye çıkmış durumda. Ancak metropollerin bile yüzde 17’si müstakil evlerden oluşuyor.
Metropollerde yaşayanların bile beşte biri halen yer sofrasında yemek yiyor. Ülke genelinde yüzde 25 olan bu oran 6 sene önce yüzde 42 idi. Ancak, bu sadece geleneksel pratiklerden değil kalabalık yaşanan küçük evlerde, masaya yer bulma sorunsalından da kaynaklanıyor. Diğer yandan dışarıda, restoranda yemek yiyenler 2015’te yüzde 44 iken bugün yüzde 63’e ulaşmış durumda.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğimiz “-mış gibi”

Kadınlara bakış toplumda en hızlı değişen, modernleşmeye dair gösterge. Kadınların her alanda eşit haklara sahip olması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 90’ın üstüne çıktı.
Kadınlar içindeki ev kadını oranı ilk defa bu sene yarının altına düştü. Kadınların istihdamdaki varlığı, özellikle beyaz yakadaki artışı sayılarda çok net görünür oldu. Hem de kadınlar bunu, toplumun üçte biri, kadınların çalışmak için eşinden izin alması gerektiğini söylerken yapabildiler.

Bununla birlikte erkeklerin evde temizlik ve yemek yapma oranlarında artış gözle görülür hale gelmiş durumda. Erkeklerin yüzde 25’i evde “sık sık veya her zaman” temizlik yaptığını söylüyor. Bu kadınlarda yüzde 85. Çiftlerden ikisi çalıştığı durumlarda da maalesef bu tabloda pek bir değişiklik olmuyor. Şaşırdık mı?
Ev içi teknoloji kullanımı artıyor
10 sene önceye kadar erkeklerin muhafazakâr, kadınların eğitimsiz olduğu evlerde bulaşık makinesi olmazdı; dolayısıyla bizim için de bu bir ataerkillik parametresiydi. Şimdi artık her 10 evin 9’unda bulaşık makinesi var. Dörtte bire yakınında kurutma makinesi de var.
Araştırmadaki beyanlara bakarsak 7 milyonun üstünde hanede airfryer, 4 milyonun üstünde hanede de mutfak robotu bulunuyor. Türk kahvesi makinesi ise hanelerin yüzde 40’ına girmiş.
Influencer tavsiyeleri sepete yansıyor
Araştırmada; her beş kişiden biri influencer tavsiyesiyle internetten alışveriş yaptığını belirtiyor. Kıyafet, kozmetik ve aksesuarlar bu alışverişlerdeki ilk üç kategoriyi oluşturuyor.
Peki ne oldu da espresso bazlı kahvelerin tüketimi arttı?
Türkiye’de geleneksel olarak en çok çay ve Türk kahvesi içilmesi veriye bile gerek olmadan bildiğimiz bir durum. Halbuki kahvenin granül, filtre, espresso gibi türleri gündelik hayatımıza, 1980’lerden itibaren girmeye başladı. Nüfus kentlere, metropollere kayarken, akşam yemeği yer sofrasından yemek masasına taşınırken, hayat tarzlarının, gündelik pratiklerin dönüşmesinin sayısız göstergesinden biri, espresso bazlı kahveler içmek. 2008 yılında hanelerin yüzde 60’ında erkekler bazen de olsa kahvehaneye, kıraathaneye gidiyordu. Şimdi ancak hanelerin yüzde 40’ında gidiyor. Çünkü demografi değişti. Örneğin genç kadınlar üniversite mezuniyeti oranında erkekleri yakaladı, kamusal hayatta çok daha fazla yer almaya başladı. Bunun sonucunda erkek erkeğe bir arada oturulan kahvehanelerin yerini kadınlarla erkeklerin bir arada zaman geçirdikleri, bir mahallenin sakinlerinin ötesinde farklı kesimlerden insanların bir araya geldikleri kafelere bırakmaya başladı.
Araştırmanın metodolojisi:
KONDA’nın 2008 yılında başlattığı ve periyodik olarak yeniden gerçekleştirdiği “Hayat Tarzları Araştırma”sının 2025 raporu için saha çalışması 5-6 Ekim 2024 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma Türkiye’deki 15 yaş üstü nüfusun, saha çalışmasının yapıldığı günlerdeki eğilimleri, tercihleri ve profillerini yansıtmaktadır. Araştırma, Türkiye’nin 15 yaş üstü yetişkin nüfusunu temsil edecek deneklerin tercihlerindeki eğilim ve değişimleri belirlemek ve izlemek için tasarlanmış ve uygulanmıştır. Araştırmanın bulgularının hata payı, yüzde 95 güven aralığında +/- 1,25, yüzde 99 güven aralığında yüzde +/- 1,64’tür.